24/6/2009 - Flaşlar patlıyor
Memursun. Mesai bitmiş eve gidiyorsun. Onca kişinin ağız kokusu yetmezmiş gibi bir de otobüsteki yaşlı kadının dırdırını çekiyorsun. Neymiş efendim ben gençmişim. Aslında yaşım otuz küsür ama yaşlı teyzenin neredeyse üçte biri olunca haliyle genç oluyorum. Neyse ki yer verince fakurtu kesildi otobüs rutin uyuklamalı solumasına devam etti. Ben de kendimi elimde on kilo çantayla güneşin saati dinlemeyip akşama nispet daha gitmedim diyen simasıyla göz göze buldum. Hanım teyzenin akbabalığına mı kızsam, vazifelerimizden birini hatırlattığını sanan duyarlı(!) otobüs şoförünün “Gosgoca gadını ayakta bekletmeye utanmıyon mu beyim!” demesine mi içerlesem, karar aşamasındayken bitmez dediğim yol bitivermiş. Duraktan eve de sağ salim varırsam rahat bir nefes alacaktım artık. Otobüs duraktan ayrılırken onca anılarımı götürmesine hiç gocunmadan kalan yolumu adımlamaya koyulmuştum ki “flaşlar” patlamaya başladı. Gürültüden otobüsün 70 model motor sesi bile duyulmaz oldu. Onca kamera onca mikrofon bir anda nasıl geldi hayret! Otobüsün kirli camından mı diyeceğim ama, yok 15 santimlik camsız bölüm tek başına da olsa gayet net ve şifresiz gösteriyordu dışarısını. Yoksa görünmez miydi bu ‘haberci’ler. Ellerindeki ses kayıt cihazları, fotoğraf makineleri, kameralar uzuvları olmuş adeta. Sağa sola çarpıp düştükleri halde hiçbir şey olmamışçasına kayıt almaya devam ediyorlar. -Ben çekingen adamım sıkılırım bu kadar ilgiden. Neden çekiyorsunuz kardeşim? - Vazifemiz abi ilerde lazım olacak! Nefes nefese kaldığımı görmüş olacak küçük kızım kapıya inmiş meraklı gözlerle beni süzüyor. Hayret etrafımdakileri görmüyor galiba. Üzerimdeki ıslaklığa aldırmadan “Babacığım” demesiyle boynuma sarılması bir oluyor. Flaşlar onu da ürkütmüş olmalı. Korkma kızım onlar bize asıl vazifemizi hatırlatıyorlar!
Hüseyin Ersoy
|